29/5/2007 - dolduruş (intihar yarışması)
Kıskanmak, paranoyaklık olmakla birlikte, bir dolduruşa gelmektir. Kıskanılan ile fazla samimi olan istem dışı kıskandıranlar, kıskananın paranoya kurmasını sağlar. Bir insan, bir başkasına, başka bir başkasının kendisiyle ilgili kötü düşünceler beslediği yalanını söyleyip onu dolduruşa getirebilir.
Kıskanmak, paranoyanın sana yalan söyleyerek seni dolduruşa getirmesidir.
Tarık, en sevdiği arkadaşı Çetin’in yanına gelmişti yine. Son birkaç gündür çok sık uğruyordu dostunun yanında. Özenerek uzattığı, simsiyah ve dümdüz olan, omuzlarına kadar gelen saçlarından bile sıkılmıştı artık. Tek yaşadığı, iki odalı evi ona dar geliyordu, evde durduğu zamanlar. Belki de arkadaşına sık sık gelmesinin nedeni buydu.
Bir de kafasına takılan bir konu vardı. Kıskançlıkla ilgiliydi bu konu. Çetin’in karısını, Şahika’yı kıskanmaması merakını fazlasıyla cezbediyordu. Merak her zaman cazibeliydi zaten, cezbediyordu insanı…
Tarık nerden bilebilirdi ki bu kıskançlık konusunun tam üç cinayete yol açacağını...
Çetin’in yeni getirdiği çayınca bir yudum aldı Tarık. Çayını tabağa bırakırken öksürüp boğazını temizledi konuşmaya başlayacakmış gibi.
‘’Abi sen evleneli kaç yıl oldu?’’
Çetin ‘’bu da nerden çıktı?’’ der gibi baktı. Kaşlarını çatıp gözlerini kısarak.
‘’Şahika duymasın, dört yıl oldu? Nerden çıktı şimdi damdan düşer gibi lan, niye sordun?’’
‘’Neden Şahika duymasın, o kısmı anlayamadım’’
Derin bir nefes verdi Çetin. ‘’Ulan kızları bilmez misin, ilk geyirdiği osurduğu tarihi bile bilmeni isterler, tarih manyaklarıdır. Dört sene üç ay, dört sene iki ay beş ay falan gibi bi zamandır, püsürü aklımda değil şimdi. O tamı tamına bilmemi ister.’’
‘’Biraz da haklı değil mi be abi. Şu birkaç gündür dikkat ediyorum da, sen Şahika’nın üzerine hakikaten fazla düşmüyorsun.’’
‘’Düşmüyor muyum? Nasıl yani düşmüyorum’’
‘’Mesela kıskançlık sıfır abi. Koca dediğin karısını kıskanır azcık’’
Çetin bir duraksadı.
‘’Ne biliyim abi hiç yok sende sıfır yani. Azcık kıskanma bile yok.’’
Biraz daha duraksadı az önceki duraksamasında sonra. Yüzünde geçiştirici bir gülümseme oluştu.
‘’Yani diyorsun ki karıyı götürseler bile..’’
Hem işi şakaya vurup bunu umursamıyormuş gibi yapmak hem de konuyu geçiştirmek istemişti Çetin.
‘’Estağfurullah demek isterdim ama aynen öyle abi. Yengenin arkadaşları mesafeli davranmalı biraz bence.Dün o Muhsin denen adam,çenesini sıkıp sıkıştıran var ya, inan ben bile fitil oldum. Hep seni kestim ama, tık yok..’’
İçinden ‘’Sen ne diyorsun lan’’ demek geçti ama kendisi yapmıştı bu espriyi. Diğer cümleleri düşünmek istemedi
‘’Yuh lan’’.. dedi, sonra birkaç saniye sürecek ama çok uzunmuş kadar sessiz bir suskunluğa büründü Çetin. Hiç bakmamıştı bu açıdan ilişkisine, onu kıskanıp kıskanmayacağını düşünmemişti. Bir anda böyle bir düşünce beynine oturunca, içine oturmuştu.
Kolay dolduruşa gelen biri olduğu anlaşılıyordu…
‘’Yerinde olsam intihar ederdim’’, deyip vurucu cümleyi kurdu Tarık. Abartmıştı gerçekten de.
‘’Yuh artık, sen de şu intihar mektubu yazma olayına çok taktın. Kaptırdın iyice kendini’’, dedi Çetin. Hem konuyu değiştirmiş de olmuştu tamamen.
’’Kaptırılmaz mı abi, birinciye üç milyar veriyorlar’’
İki hafta önce bahsetmişti bu ‘’intihar mektubu yarışması’’ndan Çetin’e Tarık. ‘’Kıskaç’’ isimli bir metal müzik dergisinin yaptığı bir yarışmaydı bu. Yapılacak, içinde fantazi barındırması da serbestti bu arada, bir intihar mektubu yazmaktı, mail ya da posta yoluyla dergiye yollamaktı.
‘’İyi hatırlattın, ben yazdım bir tane de, senden temize çekmeni istiyorum’’
‘’Maille atsana oğlum’’
Bunu derken sesindeki çöküş hissedilebiliyordu. Çökmüştü, kendisini lüzumsuz buluyor gibiydi, karısını kıskanmıyordu ve bunu daha önce de duymuştu, çok seven insanın kıskandığını.
‘’Abi daha önce de bahsetmiştim bundan, posta ile yollamanın ihtimali arttıracağını düşünüyorum. İntihar mektubu bu, mektup olarak gönderilmeli. Daha okunur olacağını, dikkate alınma yüzdesinin artacağını düşünüyorum. Hadi ısrar kumkumasına sokturma kendini.’’
Aynı çökmüş sesle ‘’tamam, yarına kadar yazarım’’ dedi.
Tarık da bir kafa hareketiyle onaylayıp tam kapının koluna elini götürecekken, zil çaldı.
Duydunuz zilin sesini, intihar yarışması başladı…
‘’Duydunuz zilin sesini, yarışma başladı. Hadi baba, yaz şu yazıyı bir an önce, ama yavaş yavaş, ironik takıl yani. Yarın gelir alırım’’
Cümleleri bittikten sonra kapıyı açtı Tarık.
Sanki şakaymış gibi, gelen Muhsin ile Şahika’ydı…
Şahika bir selam verdi kocasına. Hal hatır sordu. Daha sonra da salona oturdular. Evet, tahmin edildiği gibi, Muhsin Şahika’nın yanına oturdu ve yılışık bir şekilde davranmaya başladı.
Tarık tüm bunları görmemişti, görse kesin delirirdi. O çıkıp gittikten sonra bir suskunluk çökmüştü Çetin’in üzerine. Suskunluk, üzerine çöktüğü kişinin çökmesine neden oluyordu. Ama bunun tersine, Çetin’in görüntüsü umursamazdı.
Çok konuşan bir silaha susturucu takılsa da baş ağrıtırdı. Silahın nereye konuştuğu önemliydi. Tarık Çetin’in beynine konuşmuştu.
Çetin’in suskunluğuyla ilgili bir şey sormadı Şahika ve Muhsin. Bu geçici dilsizliği önemsemediler, belki de görmediler. Dilsizliğe kör olmuşlardı. Vurdumduymazlık da bir nevi sağırlıktı, karşısındakini etkilemek için pahalı yalanlar söyleyen, söylediğinin yalan olduğunu ve o esnada etrafında olup biteni duymazdı.
Vurdum duymaz uydururdu..
Çetin bir tabancaya sahipti ve insan silahına susturucu takınca da vurdumduymaz olurdu…
Muhsin ertesi gün apartmanının önünde, başına bir kurşun sıkılarak öldürülmüş bir şekilde ölü bulunmuştu.
* * *
Gecenin biriydi saat. Tarık haberi almıştı ve direk arkadaşının evine gelmişti. Eve geldiğinde Şahika odasındaydı ve üç saat boyunca dışarı çıkmadığını öğrenmişti Çetin’den Tarık.
Tarık en başta konuyu açmadı…
‘’Ne oldu benim yazı?’’
‘’Yazdım, al orda duruyor’’
Cebinden bir dosya çıkarttı Tarık.
‘’Buna koyar mısın?’’
Sessiz bir sesle ‘’olur’’ dedi Çetin,sonra dosyayı aldı ve temize çektiği, çizgisiz A4 kağıdına temize çektiği intihar mektubunu arkadaşına uzattı. Ardından aralarında kısa bir gerginlik oldu.
Kısa gerginliği kısa suskunluk takip etti, bu suskunluğu Tarık bozana kadar.
‘’Çetin…..Sen mi yaptın Çetin?’’
Duraksadı bu suçlayan soruyla Çetin.
‘’Ne diyorsun sen abi ne diyorsun! Niye ben yapayım lan! Katil miyim lan ben!’’
Arkadaşının verdiği bu tepkiyle irkilmişti. Susmuşlardı bir süre ikisi yine. Sonra Tarık duyulmayacak bir sesle ‘’benim suçum..’’ dedi.
Çetin gürledi bunun üzerine.
‘’Ya bi defol git zaten başımdan aşkın düşüncelerim. Öyle kolay dolduruşa gelecek adam mıyım lan ben pat diye katil olacağım, bu kadar mı tanıdın arkadaşını!’’
‘’Tabancan nerde? Bakmak ist.. bakma… bakmak istiyorum. Hay anasını söyleyemedim.
‘’Vay vay vay. Heyecanlanmak, heyecanlanmanın getirdiği kekeleme. Tamam lan, getiriyorum. Bak, araştır.’’
Hızlıca yatak odasına girdi yürüdü, kapıyı çaldı, odaya girdi. Tabancayı Şahika’nın elinde görmek onu şaşırtmıştı.
‘’Napıyorsun?’’ sorusuna ‘’hiiç’’ yanıtını aldı. Aldığı yanıtı umursamadı, tabancayı istedi ve aldı. Hemen arkadaşına götürdü.
Dokuz tane kurşun alan tabancanın içini açtı. Ve tam sekiz tane kurşun saydı….
Muhsin kafasından tek kurşunla vurulmuştu…
‘’Yedek kurşunlarını nerede saklıyorsun Çetin?’’
‘’Çekmecede’’
Silahı sertçe elinden aldı. Aynı şekilde sert adımlarla odaya gitti Çetin. Giderken de söylendi. Silahı çekmecenin içine bırakma sesi bile gelmişti sert bir şekilde.
Çekmecenin içinden gelen sesin ardından kapının sertçe çarpılma sesi gelmişti. Bunun ardından zil çaldı...
Duydunuz zilin sesini, kıskançlık yarışması başladı…
Gelen Şahika’nın dostu Hakan’dı. Kapı açıldıktan sonra içeriye girer girmez Şahika’yı sordu. Çetin şaşırmış bir şekilde söyledi Şahika’nın yerini, odasını gösterdi.
Çok değil, aradan birkaç dakika geçmişti ki, içeriden bir bağırtı koptu…
‘’Çek ulan elini! Bu ne samimiyet!’’, diye haykırmıştı Şahika.
Tarık da duymuştu bu haykıran cümleyi, tam o anda Çetin ile göz göze geldiler. Çetin hemen koşarak Şahika’nın odasına girdi.
Şahika elinde bir silah tutuyordu, bu silahın ucu Hakan’a doğrultulmuştu. Hakan’ın gözleri yuvalarından fırlamıştı.
***
Ertesi gün, Hakan öldürülmüştü. Dejavu oluyor gibiydi. Hakan’ın ölümünden bir gün sonra, yine saat bir civarlarında, yine Şahika odadayken, yine Çetin ile Tarık gergin bir şekilde bakışıyorlardı.
Suskunluk, dilsizliğini dile getirmekti. Şüphe dilinin ucuna gelirdi ama o esnada dilsiz olduğun için, dilinin ucuna geldiğini sanırdı aslında. Ağzın içine düşer ve ağzın içindeki bakla olurdu. Karşındaki şüphelendiğini sakladığından şüphelenip ağzını aramaya çalışırdı. Ama şüphelendiğini saklayanın beyni konuşma emrini vermediği için, kendisinden şüphelenmesinden şüphelenen aramayı gerçekleştiremezdi.
Tarık’ın beyni Çetin’e ağız arama emrini vermiyordu…
‘’Tarık, niye bana tip tip bakıyorsun? Benden şüpheleniyor musun hala?’’
Ses yok.
‘’Konuşur musun Tarık?’’
İkinci sessizlik, süresi on saniyeden fazla.
Çetin’in aklından dün Şahika’nın silahla oynadığı düşüncesi geçti ama bunu Tarık’a söylemedi.
‘’Tarık, benim alakam bile yok.’’
‘’Lan daha ne kadar sürecek bu hikaye! Ne kadaa…
Tam bağırmaya yeltenecekti ki, zil çalmıştı.
Duydunuz zilin sesini, ihanet yarışması başladı…
Bunlar sayıyla mı verilmişti de böyle bir bir geliyorlardı.
Gelen Selim, sorgusuz sualsiz, Şahika’nın odasına geçti ve ertesi gece apartmanın önünde sırtından girmiş iki kurşunla ölü bulundu.
Ve dejavu devam etti… Saat bir civarı… Çetin’in evi…
‘’Çetin…’’
‘’Efendim. Sus abi. Hatta defol git. Suçlayan bakışlarını görmek istemiyorum. Sesini de duymak istemiyorum.’’
‘’Çetin…’’
‘’Ben öldürdüm abi,tamam? Ben caniyim, psikopatım, katilim. Ben öldürdüm!’’
‘’Çetin…’’
‘’Ne var amına koyayım ne var!’’
‘’Balistik raporu gelince yakalanacaksın, yerinde olsam intihar ederdim.’’
Tarın elini beline attı ve bir dokuz milimetre çıkarttı. Namlunun ucunu dostu Çetin’e doğrulttu.
‘’Buna bir son vermeliyim’’
‘’Lan ben öldürmedim diyorum sana psikopat ne yapıyorsun sen sok oğlum şunu yerine saçmalama lan abartma lan!’’
‘’Tam iki yıl, mal herif, dört yıl değil. Tam iki yıl üç ay. İki hayvani yıl. Eziyetli. İki yıl boyunca hayvan gibi sevdim’’
‘’Ne! Ne diyorsun sen Tarık? İndir şu silahı bi önce!’’
Tarık dinlemeyip konuşmasına devam etti.
‘’Dört kişiden onu kıskandım. Hayvan gibi. Ölümüne.’’
‘’ Tarık sen ne diyorsun lan?’’
‘’Üçü öldü. Sağolsun Şahika mermilerini alıp bana getirdi. Balistikten rapor gelince katil sen görüneceksin, çünkü senin kurşununla ateş edildi.’’
Çetin donakalmıştı. Konuşamıyordu. Dili tutulmuştu, gözleri patlamıştı…
‘’Sen onu hiç kıskanmadın. Hiç be, hiç. Yerinde olsam, intihar ederdim’’
Şahika odadan çıkıp gelmişti. Hızlı adımlarla yürüyüp Tarık’ın yanına geldi ve beline sarıldı. Fısıltı sesiyle ‘’ o günden sonra seni hiç sevemedim’’ dedi.
‘’Hatırlar mısın bilmem, ilk günü, ilk evlendiğiniz günü, Muhsin hıyarı işte böyle sarılmıştı karına. Bu ne samimiyet lan! Ben müdahale ettim, karın rahatsız oluyordu bundan. Ama sen, gülüp eğleniyordun. Daha ilk günden bu ne samimiyet lan! O Muhsin senin arkadaşın değil miydi! Geçen gün niye iplemedi seni, he! Hepsini anlattı Şahika!’’
Sonra Şahika’ya döndü. Bir anda sakinleşti. Gülümsedi.
‘’İşte aşkımız o gün başladı’’ dedi gülümseyen surat ifadesiyle.
‘’Bak’’ diye devam etti konuşmasına. ‘’Elimde senin yazınla yazılmış bir intihar mektubu. Hemen okuyayım:
‘’’Gidiyorum. Vuracağım kendimi. Niye mi? Berbat biriyim ben, elini kana bulamış biri. Zaten katilim, kendimin katili de olsam ne olacak’’
‘’Burası bol fantezi kısmıydı’’dedi arada girerek. Çetin’den ses yoktu.
Devam etti okumaya.
‘’Ölüm umrumda değil. Öldürdüğüm insanlar umrumda. Geride bıraktıklarım şu anda aklımda değil. Ecelimle ölmeyi isterdim. Hayata isyan etmem malca olur. Dünya bir boktan kurtuluyor.’’
‘’Az çakal değilsin, mektup içten olsun diye de malca demişsin. Bir dahaki sefere kurşunlarını say her gece. Üç insana da kendi tabancam senin kurşununla ateş ettim. Balistikten rapor gelince, senin tabancandan çıktığını düşünecekler, çünkü senin kurşunların onlar. Suç kesin senin. Katilin intihar etmesi, suçlarını inkar edememesidir…’’
Kıskançlık bir dolduruşa getirmektir… Kıskançlığının söylediği yalanlarla dolduruşa gelip cinayet işlemen işten bile değildir…
Tarık silahını Çetin’in kafasının sağına dayadı ve anında ateşledi. Çetin’in kafasından şerit halinde kan akmıştı. Gözleri, sanki ölmekten zevk alıyormuş gibi kaydı. Vücudu yere yığıldı sertçe. Başı yere çarptı…
Şahika’ya baktı dostunun hayatına son verdikten sonra. Gözlerini sımsıkı yummuştu kadın. Hemen ona hepsinin geçtiğini söyledi. Sarıldı. Gözlerini yumup paranoyasız günlerini hayal etti.
Elinde hijyen eldivenleri vardı, az önce giymişti. Cebinde getirdiği intihar mektubunu dosyadan çıkarttı. Cesedin yakınlarına bir yere bıraktı. Ağır ağır ilerleyen kan, bu mektubu hafif ıslatmıştı. Dosyanın içinden çıkarttığı mektubun üzerinde parmak izinin olmadığını bilmek onu rahatlatıyordu…
Şahika’yı da alıp evi terk etti. Susturuculu silahını beline takmıştı. Elbette ki, kendi mermisiyle ateş etmişti dostuna.
Süre bitti, intihar yarışmasını Tarık kazandı…
Süre bitti, ihanet yarışmasını Tarık kazandı…
Süre bitti, kıskançlık yarışmasını Tarık kazandı…
|